KİLİSİN TARİHÇESİ

 

                                                

                                                MİLATTAN ÖNCESİ 

    Milattan önce, kentin Orta Tunç Çağı'nda bir Asur tabletinde Ki-li-zi adı ile geçtiği görülüyorsa da bu ismin Irak topraklarında ve Bağdat ile Musul arasında bir yere de isim olarak verildiği görülmekledir. İsmin aslında nereye ilişkin olduğu açık değilse de, M.Ö.1525'te Hitit Kralı I.Hatusil, Toros geçitlerini aşarak Kilikya üzerinden Karkamış'a kadar bir bölgeyi egemenliği altına almıştı.

    1450'de Mısırlılar da bölgeyi işgalleri allına almışlar, I.Tıglat Plaser'in krallığı döneminde Asurlular Akdeniz'e kadar sınırlarını genişletmişlerdi. Kentin adının o zamandan şimdiki Kilis'e isim olarak verildiği kabul edilebilir.(Engin Özgen."IV. Araştırına Sonuçlan Toplantısı" 26-30 Mayıs 1986) Hititler dönemine ilişkin kalıntılara, taştan yapılma el değirmenlerine, bazali taşlara işlenmiş figürlere en çok yörenin Telhaheş ve Ravanda köylerinde rastlanmaktadır.

    Kilis'in coğrafi koşullan, özellikle doğası ve verimli toprakları nedeniyle, tarihte güçlü devletlerin ilgisini çekmiş, Makedonyalı İskender, İran Kralı Dara veya Daryüs'ün istila ve kavgaları, hu topraklarda cereyan etmiştir. M.Ö.356'da Makedonya'dan yola çıkan Büyük İskender, 40 hin yaya, 5 bin atlı askerle, kuzey batıdan, güneydoğuya doğru bütün Anadolu topraklarını karadan; Ege ve Akdeniz'i de, 160 parçadan oluşan donanması île geçerek, İskenderun körfezine dayanmıştı.

    Cambridge Üniversitesi yayınlarından,"Dünya Tarihi"adlı kitabın Ortaçağa ilişkin cildinde (Medieval History c. 11) hu konuda oldukça bilgi verilmiştir.

     M.S. IV. yüzyılda büyük bir açık hava tiyatrosu İle 117 000 nüfuslu, birçok yolların kavşağında Cyrrhus adıyla (Aynı yapıt harita No.18), şimdiki Kilis'in 10 km. kadar batısında gösterilmiştir.

    Bir söylentiye göre de Azez'in Timurlenk tarafından yakılıp yıkılmasından sonra halkının Kilis'e göçerek burayı kurduğu veya mevcut bir köyün Kilis olarak gelişmiş olduğudur.

    İskender, İ s u s ta, (şimdiki Ayas köyünün bulunduğu yerde) Daryüs ile yaptığı savaşı rahatlıkla kazanmış, İskenderun'u kurmuştu. Buradan doğuya ilerleyerek, Kiris' e geldi.(Büyük bir olasılıkla Kiris mevcuttu) bu kente, Makedonya'da aynı İsmi taşıyan kentin adını vererek, buradan Mısır'a doğru yoluna devam etli. İskender'in adlandırdığı kente, Türkler KİLİS dediler.

    İSUS zaferinden sonra Mısır'a doğru yoluna devam ederek Hindistan'ı bile zapt etmiştir. İskender’in yöreye egemenliği on yıl sürdü. İranlılar zamanında, sadece vergi ödeyen topraklar üzerinde bayındırlık eserleri yükselmiş, bölgede bir kültür merkezi olarak Cyrrhus kurulmuş, tahminen açık hava tiyatrosu bu dönemde yapılmıştır.
    Kentin, eski çağlarda birçok kültür ve uygarlık merkezinde görüldüğü gibi, bir surla çevrili olduğu, bu nedenle de "Kuris Kalesi" (bazılarınca Kuris veya Kirişten bozma olarak Horoz Kalesi) veya Koris, Korus Kalesi olarak kaynaklara geçirildiği anlaşılıyor. Antik çağda bu nedenle adı, Kilis diye ne batı ne de Arap kaynaklarında geçmiyor.

    Şimdi bulunduğu yerde ise, kale veya sur yoktu. Hiçbir dönemde olduğunu da sanmıyoruz. Ancak; şimdiki yer, küçük bir yerleşim merkeziydi. Çünkü yörede savunma amaçlı kaleler Azez, Kiriş ve Ravanda dır.Re's il Osman dağında "Karga Kalesi" adıyla söylenen harabenin, şimdiki kente çok uzak olması nedeniyle Kilis'in savunma mekanı veya kalesi olduğu savı, yanlış düşünülmektedir. İ.H.K (Bak.S.312)-Osmanlılar döneminde kale yaptırıldığından söz ediyorsa da, gerçekçi bir görüş sayılamaz. Çünkü bu dönemde artık kentleri kalelerle savunma terk olunmuş, topun icadı bunu olanaksız kılmıştı.

    Evliya Çelebi'nin sözünü ettiği sur da, sadece Com Kürtleri'nin saldırısından korunmak amacı ile alınan basit bir önlemden başka bir şey değildir. Bitişik, dışa penceresiz, kırsal alanlara çıkışı sağlayan kapılardan söz edilebilir.

Kiris adının İran imparatoru Keyhüsrev' den bozma olduğunu iddia edenler de vardır. Doğu ve Batı Dilleri'ne ve kaynaklara Kurus, Kirus, Korus biçimlerinde geçmiştir.

    İskender M.Ö.323'te 33 yaşında öldü. Kurduğu imparatorluk, üç generali arasında paylaşıldığında, Kiris çevresi ile birlikte general Selefki'nin payına düştü. Bu nedenle, M.Ö.281 yılında kurulan devletin adına Selefkiler Devleti adı verildi. Başkenti Antakya olan devlete, Kilis, 227 yıl bağlı kaldı. Oylumhüyük kazısında Selefki Devletine ilişkin sikkeler bulunması bu bilgileri doğrulamaktadır.

    Selefkiler döneminde Kiris, Halep'ten daha önemliydi ve Halep buraya bağlıydı. Halep’in o zaman adı, Birva olarak geçmektedir. Kiris, KİRİSTİKİ Eyaleti'nin merkeziydi. Fırat'ın batı kıyılarından, İskenderun Körfezine kadar uzanıyordu.Hristiyan kitapları, Halep'i Birva diye yazar.Hitti Ürya adında bir aziz veya peygamberle ilişkili olduğu iddia edilen mezar, Kilis ve çevre halkınca hala kutsal bilinir.

    Hazreti Davut'un Dülük'te iken, Kiris'teki kumandanına mektup yazarak Ürya'yı ileri hatlara gönderip ölmesini sağladığı Tevrat'la açıklanır.İddiaya göre, Ürya'nın güzel karısını yıkanırken görüp, aşık olunca, Ürya'nın ölmesini sağlamış.Hazreti Davut , günahının affı için tövbe etmiş ve tövbesi kabul edilmiş, bu evlilikten Hazreti Süleyman dünyaya gelmiştir.

    Milattan öncesi için, bunlar dışında daha fazla bilgi yoktur. Oylumhüyük kazılarının sonuçları alındıkça,daha doğru bilgiler elde edilebileceği umuluyor.
  
MİLATTAN SONRASI

    Selefkiler Devleti, M.S.64 yılında Romalıların gelişi ile ortadan kalktı. Yöre bir Roma eyaletine dönüştü. Romalılar zamanında KİRİS ve çevresinin daha geliştiği anlaşılıyor. Zamanla toprak altından çıkan eserler ve yazılar okundukça bilimsel açıklığa kavuşulacağı kuşkusuzdur. Kiris bir rahipler kenti olarak da bilinir. Burasını rahipler yönetirmiş. 
  
ORTAÇAĞ

    Ortaçağda adı hemen hemen geçmez.IX.yüzyılda Patrik Dionysius'a karşı çıkan bir isyan dolayısı ile adına rastlanıyor.Roma egemenliğine girdiği zaman, "Ciliza Şive Ürmagigant" olarak adlandırıldığı bilinmekledir.

    Açıkhava tiyatrosunun büyüklüğü, işlenmiş mermer başlıklı sütunlar üzerine oturtulmuş taş yapıları nedeniyle, zengin bir kültüre merkez olduğu sonucuna varılmakladır.

    Hitti Ürya'nın mezarının burada olması, Hıristiyanlarca olduğu kadar, l Müslümanlarca da kutsal bir mekan olarak tanınmasını sağlamıştı. Yakın zamanlara kadar (şimdi Suriye sınırları içinde) Kilis halkı, belli zamanlarda buraya gelip kurbanlar keser, cuma günleri camisinde mevlit okuturlardı. Kilis evkaf kayıtlarında buraya vakfedilmiş birçok emlâke rastlanmakladır.

    Kiris'in V.yüz yıldan sonra sönmeye başladığı, harap olduğu, halkının doğuya göçtüğü, KİLlS'in şimdiki yerinde bu isimle ortaya çıktığı anlaşılıyor. Kentin şimdi bulunduğu yerde Kilis adıyla gelişmesi, Mısır-Türk Kölemen Devleti zamanında,1250 yılından sonra başladı. Fakat Kölemenler döneminde ancak, köy-kent konumundaydı.
  
İSLAM FETHİ

    Kilis'in Orta Çağ dönemi; İslam fethi, Abbasi Halifeleri egemenliği gibi önemli olaylarla özetlenebilir. İslam fethinde, Kilis adı geçmez. Arap tarihçileri örneğin (Hama Prensi Melik-il Müeyyet' tin yazdığı) Ebülfeda Tarihi'nde yoktur. Coğrafyası'nda, Halep ile Adana arasında bir yer olduğu yazılı olup, fazla bir bilgi verilmemiştir.

    Balazuri, "Fütuh’ul Büldan" adlı kitabında M.S.63S yılında Kiris'in, KURİS (Adıyla) fethedildiğini yazar.Hazreti Ömer zamanına rastlayan fetih ise, savaşsız başarılmıştır.
Bölge o zamanlar, Bizans egemenliğinde bulunuyordu, İslam Ordusunun Genel Komutanı, Yezid Bin Ebu Süfyan, Ordu Komutanı da Ebu Ubeyde Bin Cerrah'tı.Fetih, şöyle bir plan içinde gerçekleştirilmişti:

    Ebu Ubeyde Bin Cerrah, Şam'ın fethinden sonra, Amr bin As'ı Filistin'de bıraktı.Şerafıbil Bin Hasene'yi de Ürdün'ün fethi ile görevlendirdi.(Şerahbil Bin Hasene veba hastalığına yakalanıp Ürdün'de öldü) Kendisi, sonradan "Suğur" veya Abbasiler döneminde "Avasım" olarak adlandırılmış olan Halep çevresine geldi.
    Önce Halep üzerine yürüdü. Halep savaşmak istemedi. Ahali kendisinden aman diledi. Surlarına, kiliselerine dokunulmaması koşulu ile teslim oldu. Ordu Komutanı, kafa vergisi ödemek, topraklarında cami inşa etmek koşulu ile sulh imzaladı. Halep gibi sağlam bir kalenin teslimi, çevredeki kent ve kaleleri de teslim olma yönünde etkiledi.
    Ordu Komutanı, Halep'te işleri yoluna koyduktan sonra çevre güvenliğini tümüyle sağlamaya koyuldu, ilk iş olarak Maarat-ı Mısrin ile Halep arasında dirlik ve düzenliği bozma eğilimindeki Com, Sermin, Mert İhvan (Mertevan),Tizin köylerini işgal etli.Com ve çevresinde Kürtler yaşıyordu. (Dikkat çekicidir,XlX. yüzyıl boyunca da Com denilen yöre Kürtleri, Kilis'in asayişini hep bozuyordu.) Ordu öncüsü İyaz Bin Ganem, yörenin başta gelen kentlerinden Halep, Antakya, Kiriş gibi önemlilerini sulh yolu ile İslam ülkesine katmıştı.Ebu Ubeyde, Azez ile Cebrin köyleri arasında bir noktada karargah kurmuştu. Rahiple sulh anlaşması burada imzalandı.
   Olgunluk yaşına gelmiş erkeklerden kırk dirhem kafa vergisi, altın sahiplerinden dört dinar, Müslümanların iaşesinin sağlanması için, her ay iki meda buğday, üç kıst zeytinyağı, bal ve et alınması şart koşulmuştu.

    Halep'in güneyindeki Kinnesrin (Kalçis) bağımsız ordugah olarak, Membiç, Dülük (Şimdiki Gaziantep), Ra'ban (Şimdiki Araban), Kiris, Antakya, Tizin, ayrı bir örgüt oluşturmuş, bundan sonra, Bizans'la komşu olan bu yörelere Avasım adı verilmiştir. Müslümanlar Diyar-Rum denen Bizans topraklarına yaptıkları askeri hareketler sırasında Avasım denilen bu yerleşim merkezlerini, sığınma noktaları olarak kullanmışlardır. Abbasiler döneminde Avasım örgütünün başkenti Membiç, (şimdiki Mumbuç), 637' de de valisi Abdülmelik Bin Salih Bin Ali idi

    Dört yüzyıllık bir süre için Kilis'e ilişkin başkaca bilgi yoktur.
XI. yüzyıla kadar bölge, Müslüman Araplarla Bizans arasında el değiştirip durdu. Müslümanların Kiris bölgesi halkına saldıkları vergilerin ağırlığından, ekonomik ve tarımsal zenginliği daha o zamanlardan ortaya çıkmaktadır.

b) YÖREYE TÜRKLERİN GELİŞİ

    Türklerin gelişi VIII. yüzyılda başlar. Harun Reşİt, El-Mehdi döneminde Ortaasya'dan kopan İslamiyeti kabul etmiş olan Horasanlı Oğuz boyları, bölük bölük Abbasiler'in hizmetine girmeye başladılar. Bizans'tan zapt olunurken harap olan Anazarba (Kadirli olabilir) Kalesi onarılıp bu Türk boyları yerleştirildi. Bunlardan yönetieiler işbaşına getirildi,

   Özellikle El-Mehdi zamanında, Türkler uç bölgelerde yoğunlaşmış, çoğalmışlardı. Türklerin savaşçılığı nedeniyle, 787'de Harun Reşit, Tarsus'a 3.000 Horasanlı er göndermişti. Halife El-Mütevekkil Alallah döneminde, uç kentler tümüyle Türkleşmiş, Türkler Anadolu içlerine sızmış, Bizans egemenliğindeki yerlerde küçük küçük yurtlar oluşturmuşlardı. Özellikle, İslamiyet'i kabullenip özümseyen Türk Dervişleri, "Dervişane Bacıyan", "Dervişanı Ahiyan", "Dervişanı Kazıyan", adları altında dolaşarak,Türk kültürünü Anadolu'ya taşımış bir toplumsal alt yapı oluşturmuşlardır. XI. yüzyılda,Türk boylarının "Atabek" (Selçuklu şehzadelerinin hocalarına verdikleri adı bunlar sonradan küçük prenslikler haline gelmişlerdi) adında devletçikler kurduğunu görüyoruz. Bunlara Suriye Selçukluları deniliyor. 1151'de, Haçlıların, Atabek Nureddin Mahmut'tan Kiris, Azez, Telbaşar, Ayıntap, Telhalit, Ravanda, Dülük, Maraş, Besni'yi zaptettiği görülüyor.
Fakat kısa bir süre sonra,Türkmenler tekrar bu yerleri Haçlılardan geri aldılar. Yüz yıl kadar, Kiris'in Atabekler yönetiminde kaldığı, bu dönemde tümüyle sönerek yerini Halep'e bıraktığı anlaşılıyor.Selahaddin-i Eyyubi'nin Mısır'daki Valiliğini bir devlete dönüştürüp, bölgeyi de bu devlete kattığı, 1250'den sonra, bölgenin Halep'le birlikte Mısır-Türk Kölemen Devleti egemenliğine geçtiği görülüyor. Kölemenler zamanında, artık Kiriş veya Kuris diye bir kentten söz edilmediği gibi, şimdiki Kilis'in de önemli bir konumda olmadığı görülmektedir. Bu dönemde, Kölemenlerle Bizans arasında önemli merkezler olarak; Ravanda ve Azez'in adı geçer. Bölgenin önemli yerleri: Şizer, Kalt-ün-Necm (Mumbuç) Bekas (Asi üzerinde bir yer olabilir) , Harim (şimdiki adı Demirköprü), Bakras (O zamanlar Kilikya Ermenileri sınırında bir kale) , Derbsak (Karasu üzerinde bir kale), Hacerşağlan (Bir kale) , Ravanda (Şimdi Polateli. adı eskiden Mumbuc-u Fevkani, Yukarı Mumbuç'tu), Antep (Gaziantep) , Besni , Gerger , Sermin (Maarat-i Mısrin ve Mertevan), Kefertap, Bali (Rasasaf’la beraber) Kilis, Abbasi Halifelerinden El-Muti' Lillah Eb-ül-Kasım-ıl Fazl'ın zamanında Bizanslılar yeniden ele geçirmiş, 962'de Seyf-üd Devle'nin oğlu, Sa'-üd Devle tarafından geri alınmıştı.

    XII.yüzyılda Ravanda (1183) , Eyyubi Devleti egemenliği altına girdi. Batı kaynakları burasını "Ravendel" kenti olarak yazmaktadırlar.(Bak! Steven Runcıman."Haçlı Seferleri Tarihi" C.I.-S.156) Eyyuboğlu El Melik-ün Nasır Yusuf diye yazılı olan kitabesinden, O'nun tarafından onarılıp kullanıldığı anlaşılmaktadır. Eyyubi Devleti sonradan Türk Kölemen (kölelikten gelen Türk askerlerin oluşturduğu bir askeri aristokrasi devleti) devletine dönüşmüştür.

    1260'la Mısır-Türk Kölemen Devltii Sultanlarından El-Melik-üz-Zahir Baybars zamanında, Moğol istilası durdurulmuş, bu devletin sınırları içine katılmıştır. Bu hükümdar, Azez Kalesi'ni yenilemiş ve savunmaya elverişli hale sokmuştur. Azez (Kilis'e 18 Km.) ve yöresi; Varoşu geniş, 300 köyü ve geliri ile, 200 atlı asker çıkaracak çapta idi. 1393 'te, bölgede Timur'u görüyoruz. Bağdat'ı, tüm Kuzey Irak'ı, Halep'i zapteden Timur, Azez ile birlikle şimdiki yerinde büyük bir köy olan Kilis'i de ele geçirmişti.

c) TÜRK KÖLEMENLER DÖNEMİ

    Merkezi Kahire olan, Mısır-Suriye Türk Memluk imparatorluğu 1250 yılında kurulmuştur. Devletin sınırları, Kilis'in de içinde bulunduğu Avasım veya Süğur denilen Anadolu'ya açılan bölgeye kadar uzanıyordu.

    Kuruluşu ve kültürel yapısı, kamu yönetimi örgütlenmesi, Türk-Selçuklu niteliğindedir. Devlet Başkanı Sultan, seçimle işbaşına gelir, fakat ölünceye kadar saltanat sürerdi. Devlet geleneğine göre, sultan seçmenlerinin eğilim ve isteklerini kollamak zorunluluğundaydı. Güçlü ordusu,Türk-Arap karması olarak oluşturulmuştu. Fakat asker çoğunluğu Türklerdeydi.

    Türk-Kölemenlerin kuzey sınırı 16.yüzyılda, Adana'yı da içine alıyor, Maraş ve çevresi de bu devletin egemenliği altında olmakla beraber; Dulkadiroğullan Beyliği yarı bağımsız, ve zaman zaman Kölemen Sultanlarına kafa tutuyordu.
Bir yanda Bizans, bir yanda Dulkadiroğullan Beyliği, bir yanda Bizans'a bağımlı Kilikya Ermeni Krallığı, XIII. yüzyılın sonlarına doğru yıldızı parlamaya başlayan Osmanlı Beyliği'nin giderek artan ağırlığı ortamında, Mısır-Suriye Türk Kölemen Devleti,1250-1516 yılları arasında 266 yıl Kilis'i yönetiminde tutmuştur.
Bu zaman içinde, Kilis'in fazla gelişemediği, kent haline geçemediği anlaşılmakladır. Fakat, tam bir köy de sayılmadığı, bazı yapıları ve kurumlan ile (şimdiki deyimle) Köy-kent bir yaşam sürdürdüğü söylenebilir.
    Şıhlar Mahallesi'nde, Ulu Cami ile Eşref Kasteli Çarşısı arasındaki çeşmenin, Memlüklü Hükümdarı Melik-ül Eşref Kayıt Bey tarafından veya Melik-ül Eşref Canbolat tarafından 1468-1496 tarihlerinde yaptırıldığı ve bu adı aldığı ileri sürülmekledir. Bir olasılık da, Canbolal Bey'in Memlüklü Sultanlığı'nın Halep Valiliği döneminde yaptırıldığıdır.Zaman zaman, Kilis Dulkadiroğulları'nca da yönetilmiştir. Kilis toprakları coğrafyası, bir mikroklima özelliğine sahip olması nedeniyle, tarımda özel yöntemler geliştirilmiştir. Bu yüzden gelişmesi giderek artmıştır.
    Kilis'in askeri açıdan önemli bir konumu yoktu. Askerlik ve savunmada önem taşıyan yerler, Azez ve Ravanda idi. Ravanda, özellikle Haçlı Seferleri sırasında Telbaşar (Veya Türbesel) Antakya yolu üzerinde önemli bir kentti.Azez Kalesi Maraş-Halep yolu üzerinde olduğundan önem taşıyordu. Halep ise, Türk-Kölemen topraklarında birçok yolların kavşağında bölgenin en önemli ticaret ve kültür merkeziydi. Fakat, Kilis’in tarihi konusunda Halep adına yayınlanan tarihlerde gerekli bilgi çıkarılamıyor. Özellikle Kilis Tarihi'nde Kölemenler dönemi, yeterli kaynak bulununcaya kadar yarı karanlıkta kalacaktır.
  
ORTA ÇAĞDA ORTADOĞU VE ANADOLU'DA DURUM 

XIII. yüz yılda, Ortadoğu ile Anadolu'da durum özetle şöyledir:
1- Fırat'ın doğusunda ilhanlılar Devleti,
2- Fırat kıyılarından batıya İslahiye’ye kadar Mısır Memluk Türk Devleti,
3- İslahiye’den batıya doğru Silifke'ye kadar, Bizans egemenliğinde Ermeniler,
4- Memlüklüler Devleti'nin bitliği noktadan, Fırat'tan batıya doğru Sultanönü'ne kadar Rum Selçuklular (Anadolu Selçukluları) Devleti,
5- Karadeniz kıyılarında, Trabzon Rum Devleti,
6- Sultanönü'den batıya Marmara Havzasında Bizans Devleti.
Anadolu Selçuklularının başında Alaeddin Keykubat bulunuyorsa da, Moğol-İlhanlılar Devletinin vesayeti (Mandası) altına girmiştir.
  
TÜRKLERİN İKİNCİ GELİŞLERİ 

    XI.yy.'da Ortaasyadan Batı Anadolu'ya göç eden Oğuz boylan, Anadolu'da, önce Kastamonu'da Hüsameddin Çoban Bey'in başkanlığında dolaştılar. Daha sonra Selçuklu Devletince XIII. yüzyılda Moğollar' ın önünü kesmek üzere Kilis yöresine gönderildiler. Bunlar arasında Kayılar da vardı. Hüsamettin Çoban Bey yönetiminde dolaşıyorlardı.

    Moğollar' ın önüne geçilmez baskıları ile yeniden kuzeybatıya döndüler. Kafileden bazıları dağınık parçalar halinde Kilis'e gelip yerleştiler.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !